Öne Çıkan Yayın

PUGLIA - Itria Vadisi

2 Nisan 2018 Pazartesi

AEGINA ve Nikos Kazancakis

Aegina Adası’nı henüz ziyaret etmeden dahi adayı çok sevmek için iki kıymetli nedenimiz vardı. Biri, en yakın arkadaşlarımdan biri olan Efie sayesinde tanıştığımız ve hayatımızı güneş gibi bitmez bir enerjiyle dolduran sevgili Stellios'un dostluğu.. Diğeri ise fıstık! Evet, bayağı bildiğimiz fıstık! Hani bizim Antep fıstığı diye bahsettiğimiz.... 

Adayı detaylıca anlattığım "Aegina" postumda da bahsettiğim gibi; Aegina, Yunanistan'ın tam olarak fıstık cenneti kabul ediliyor. Hal böyle olunca, fıstık da ada mutfağında genişçe bir yer buluyor ve bu haliyle birçok Yunan adasından farklı olarak alternatif tatlar keşfetmek adına enteresan bir fırsat da sunuyor ziyaretçilerine..



Aegina'da bulunduğumuz süre içinde, adayı bizim için özel kılacak üçüncü bir neden daha bulduğumuzu söylemek istiyorum.. Hakkında birçok detay bildiğimi sandığım, ama öğrenmenin asla bir sınırı olmadığını bana bir kez daha hatırlatan sevgili Nikos Kazancakis ömrünün bir bölümünü bu adada geçirmiş meğer.. Hatta kendi adıma bir hayat dersi kabul ettiğim "Zorba"sını bu adada yaşadığı zaman diliminde tamamlamış..

Kazancakis; yazar ve şair kimliğinin yanı sıra 20.yy'ın en önemli Yunan felsefecisi kabul ediliyor.. Yunan halkına ve edebiyatına karşı gelişen ilgim, kişisel ilişkilerim sayesinde daha farklı bir seviyeye yükselince, ülkenin edebiyatına ya da sanat hayatına dair de daha fazla bilgi edinmeye başladığımı ve Kazancakis’i sayelerinde keşfettiğimi söyleyebilirim rahatlıkla..

Cote d'Azur seyahatimizde Antibes şehrini de ziyaret etmiş ve Kazancakis'in bir dönem Nice'de yaşayıp, sonra da Antibes'den ev satın aldığını oradayken öğrenmiştik; ancak Antibes'deki evini görme fırsatımız olmamıştı.. Aegina'da ise böyle bir fırsatı kesinlikle kaçırmak istemedik.. Bu sayede; bir "dünya" insanı olmaya çalışmanın, daha çok insan tanımanın ve bu düşüncelerle seyahat etmenin enfes bir şey olduğuna daha da güçlü duygularla inandık.. 




Evine girmeden evvel, tam bu kapı önünde sevgiliye şunu sordum; "kim bilir kaç kez bu kapıya temas etmiştir kalem tutan bilge elleri?" 



Kazancakis’in beni olduğumdan daha dik tutan, merkezimden şaşmamamı hatırlatan çok keskin cümleleri vardır belleğimde.. Onun özgür ruhundan kalemine yansıyan ve mezar taşına dahi yazılmasını istediği "Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm" dizeleri bu cümlelerin belki de en başında ve en etkili olanı diyebilirim…

"İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz" ise; yaşadığım zorlukları daha iyi anlayabilmemi, verdiğim sınavların aslında bir bakıma hayrıma da olabileceğini kabul edebilmemi sağlar... Hakikaten öyle değil midir?

Ya Zorba kitabında geçen ve ezbere aldığım şu muhteşem dizeler?

"Ne makine şu insan be! içine ekmek, şarap, balık, turp koyuyorsun... iç çekmeler, gülüşler ve düşler çıkıyor.."

"Papatya papatyacıktır, rom değil ki dünyayı kurtarsın"... 

Belki de sosyal hayatımda en çok kullandığım, ağzımdan sesli olarak çıkan en sevdiğim cümledir bu ikili.. Umarım Zorba'yı okumayanlar için yeni bir okuma serüvenini de başlatır.. Kazancakis'in farklı bakış açısını, en derin konuları dahi akıcı ve yalın bir biçimde anlatabilen tarzını tanımanızı ve hayran olunası üslubunu keşfetmenizi çok isterim. Diğer kitapları içinden de; Askitiki (Çileci) ve otobiyografisi El Greco'ya Mektuplar’ını da öneririm..

Bu arada Anthony Quinn'in oynadığı "Zorba The Greek" filmini izlemek ve sinema tarihinde ilk kez sahnelenen sirtaki dansını keyifle izlemek de sanırım Zorba okuması sonrası kaçınılmaz olacaktır...

Sevgiler
lulu
x