20 Eylül 2017 Çarşamba

Puglia Vol.1 - Seyahat Planlari

S E L A M !

2017 Yaz tatillerimizi birer birer yasayip, icimize sindirdigimize gore artik blog yazilarima baslayip, yasadigimiz an-lari tazeleyeyip, sizlerle de paylasabilirim.. :) 

2017 yaz sezonunun en heyecan verici deneyimini Italya'nin (en populer tanim ile tam olarak Italya haritasinin topuk bolgesine denk gelen ve 2014 yilinda Lonely Planet tarafindan mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasinda isaret edilen) Puglia bolgesinde yasadik !


. Nasil mi karar verdik ? 

Oncelikle, Italya'nin ana ve bir cok ara sehrini doyasiya gezdikten sonra bunyemiz kiyi kose gezelim fikrini benimsemeye baslamisti.O nedenle de "en guneyden baslayalim ve minik minik yukari cikalim" kararimizi 2015 yilinda Sicilya seyahati ile baslattik.. Sicilya sonrasi ise harita Puglia'yi isaret ediyordu ve bu seyahat sonrasi aldigimiz karari daha da yere basar bir hale getirmis olduk.. Bu Nefis.. 

Evet Italya sevilesi, insani bize yakin, mutfagi zaten siir yazilasi ve damak keyfimize  fazlasiyla uygun.. Dogasina soyleyecek sozumuz olmadigi gibi o guzellikleri koruma disiplinlerine bir baska hayraniz.. Her sey tamam ama Puglia bolgesi icin tum Italyan arkadaslarimin soyledigi "baska bir Italya deneyimleyeceksin" cumlesi de nedir ki ? Italya ne kadar baska olabilir allasen ???

Neticesinde, gitmeden evvel tum heyecanimi icime saklayip "yasa ve gor Lulucum" dedim kendi kendime.. Ve her noktasinda bizi sasirtan, muthis bir deneyim yasayip, kalbimizin bir parcasini da oralarda sevgiyle birakarak, seyahatimizden yogun duygularla geri donduk.. ;)
. Peki seyahate nasil hazirlandim ? 

Acikcasi seyahat oncesi arastirmalarimi yaparken gordugum; (ozellikle ulkemizdeki bloglarda) Puglia daha cok Ilkbahar ve Sonbahar aylarinin seyahat noktasi olarak kabul gormus.. Evet ! belki bahar aylari ozellikle vadi bolgesini sicak etkisi altinda olmadan gezme acisindan mantiklidir ama yaz tatili planlamak icin oyle enfes bir kiyi seridine sahip ki ! (hem Iyon Denizi hem de Adriyatik Denizi'ne kiyisi var neticede) o muhtesem kiyi seridini inceleyip, denizin buyuleyici goruntulerine maruz kalinca yaz tatili planlamamak seyahate yazik etmek olur diye dusunuyorum.. Ayrica isterim ki deniz mevsimi dahilinde bolgeye giden herkesin gozu gordugum guzelliklere degsin, bedeni ve ruhu isildasin..



Oncelikle seyahatin tarih araligi belli olup biletlerimiz kesilince, hem kendi arastirmalarimi hem de Italyan arkadaslarimin tavsiyerini deliler gibi biriktirdim.. (Sonra da yukaridaki gorselde de gordugunuz gibi bu notlari bir "Seyahat EL kitabi" na donusturdum..) Bolge oyle genis, yapilacaklar oyle coktu ki seyahatin ilk ve en dogru kararini verip konaklamamizi iki ayri bolgeye ayirdim.. Ilk konaklama yerimizi Itria Vadisi'ydi. Vadi icindeki koylerden birinde kalarak hem cevre köyleri rahatca gezip gorme sansimiz oldu hem de kiyi seridinde bulunan "must" bir kac destinasyonu kacirmadik.. Ikinci konaklama yerimiz ise "Barok Sehir" Lecce olarak belirlendi.. Lecce basli basina bir seyahat noktasi oldugundan, sehrin sari sokaklarinda doyasiya kaybolmak adina burada konaklamak sartti. Ayrica Lecce'de konaklayarak Pugia'nin en guneyine dek inmek ve sahil seridinde muhtesem kesifler yapmak da kolay oldu..

 Oh la la...

Puglia seyahatlerinde ucus noktasi Italya'nin guneydogu bolgesinde bulunan Bari sehri.. (THY'nin haftanin belirli gunleri direkt Bari/Palese Havalimani ucusu bulunuyor.) Bari, her ne kadar tarihi ve turistik bir sehir olsa topuk bolgesini genisce gezmek istediginizde cok da "must" bir destinasyon olmayabilir.. Bunu italyan arkadaslarimin tamamindan isittigim icin Bari sehri benim planlarimin disinda kaldi.. Sehrin oksijenini yalnizca havalimanina ulasmak icin kulllandik diyebilirim.. ;) 
. Ev mi Otel mi ? 

Daha onceki seyahat tecrubelerimden de bildiginiz (ya da bilmediginiz..) gibi evlerimizi
yine AirBNB'den kiraladik.. Otel yerine daima ev tercih ediyor olusumuzun ilk sebebi sabahlari Alpcan'a lokal urunlerle kahvalti hazirlayabilmek.. Ikinci arti; bulundugumuz sehrin ya da kasabanin dogal hayatina daha kolay dahil olma sansi.. Ucuncu ve diger onemli arti ise; neticede bir mahalle ortamina sahip oluyoruz bu da sosyallesmek ve lokal tavsiyeler almak adina sahane bir secim ! Tabii ki; kaldigimiz sure boyunca kendi zevkimiz dogrultusunda kiraladigimiz evi evimiz gibi hissetmeyi de cok seviyoruz! Bu yonu ile ayni sehri yeniden ziyaret ettigimizde yine ayni evi kiralamak bizim icin bir rituel.. ;)

Itria Vadisi'nde mutlaka deneyimlemenizi onerecegim sey; vadinin geleneksel yapi sekli olan Trullo'da konaklamaniz ve mumkunse bunu genis bir arazi icinde, zeytin agaclari esliginde yapmaniz.. Bolgenin en onemli doga olayinin yaslari 500 hatta 1000 yili bulan zeytin agaclari ve en tipik ozelliginin Trullo mimarisi oldugu dusunulurse bu tip bir konaklama gercekten seyahatinize muthis bir ruh katacak emin olabilirsiniz.. (genis araziler icinde bulunan konaklama alanlarini Masseria adi altinda da aratabilirsiniz..)

 Bizim evimiz "Trullo di Mathilde" kocaman bir arazinin ortasinda konumlanmisti ve sundugu muthis dinginligi gunun her saati koruyan, Alpico icin minik de bir havuzu olan,
 yapayalniz ve cok huzurlu bir evdi.. Evin arazisinde ogleden sonralari ve gecenin kor karanliklarinda yasadigimiz keyfi tanimlayabilmem hakikaten pek mumkun degil... Hele benim gibi meditasyonu yasam bicimi haline getirmis biri icin sakinligi cennet gibiydi diyebilirim..

Diyecegim su ki; Itria Vadisi'nde bir Trullo, Lecce'de ise Lecce'nin barok dokusuna uygun yuksek tavanli ve mumkunse genis teresli bir ev bana gore seyahatinizi yukseltir ! ;)






Nasil gezecegiz peki bu kadar genis bir bolgeyi ? 
Araba mi, tren mi ?

Bu noktada araba kiralamak kacinilmaz demek zorundayim.. Elbette sirt cantalarinizla trenlerin ve otobuslerin yardimi ile de gezmeniz mumkun olur ancak her halukarda boyle bir karar ile kiyi kose gezmeniz bir parca zorlasacaktir.. Diger yandan Italya trenlerinin bir Isvicre ya da Fransa disiplini ile calismadigini da unutmamak gerekiyor.. Neticede bizim gibi cocugunuz varsa ya da kalbinize/gozunuze degecek her guzellige ugrayalim diyecekseniz araba cok daha dogru bir karar olur.. Gerci Alpico'muz artik her turlu zorluga, adim sayisina, tirmanisa, beklemeye falan alismis durumda olsa da bu bolge arabasiz cok eksik kalirdi ona eminim.. 

Biz aracimizi seyahat oncesinde Sicily by Car firmasindan kiraladik. Genelde arac kiralama noktalari havalimanlarinin disinda bulunur ve sizi bir arac ile aldirip sirketin ofis ve park alanina goturuler, (bazen bir minibus ile toplu bir grup olarak aldirirlar ki bu da biraz vakit kaybina neden olur) ancak Bari kucuk bir havalimanina sahip ve kiralama sirketlerinin ofislerine hemen gumruk sonrasi ulasiliyor.. Araclar ise havalimaninin hemen disindaki park alanindan teslim aliniyor.. Yani zaman kaybiniz sifir ve ucak sonrasi hemen araciniza kavusup, gezinize start verebiliyorsunuz.. (NOT : Aracimiz yeni ve konforluydu ve secimini yaptigimiz aracin bir tik uzerini teslim aldik diyebilirim.)

Iste planlar kismi bu sekilde sekillendi.. Sormak istediginiz extra detay olur ise her zaman yazabilirsiniz.. Sonraki postlarda bolgenin kendine has yasamini, gorulesi, sevilesi, tadilasi her guzelligini dilim dondugunce anlatacagim.. 

Puglia icin, Italya'nin en guzel bolgesi demek cok iddali bir yaklasim olur lakin bana gore ulkenin her karis topragi birbirinden keyifli ve zevklerimize gore degiskenlik gosterecek "en"lerle dolu.. Ancak "Guney'in Toskana'si" diye bahsedilen ve kesinlikle abartidan ve gosteristen uzak guzellikteki sehirler ve koylere sahip bu nefis bolge bir inci tanesi olabilir ! Hic mubalaga katmadan sunu soyleyebilirim ki esas Italya ile Puglia'da tanistik biz... 

Hala bakir, hala saf, asla turistik degil, fakir ve cok gercek.. 

sevgiler
lulu
xxx

2 Haziran 2017 Cuma

Bir nefes BOZCAADA

Can’im Hayat ;

Senelerdir “must” diye bahsedilen ama benim seyahat kibrimin israrla reddettigi bir destinasyona daha tik atmanin sevinçlerindeyim ! Ancak ve ancak ertelediklerimi yasadigim ve de cok sevdiğimde hissedebildiğim o tanidik, heyecanla harmanlanmis huzur var içimde.. Bi cesit sevilesi duygular, sahane bir yükseliş… 

Hikaye şöyle ;

1 Mayis’in resmi tatil oluşu ve Pazartesi gününe denk gelişi bahar mevsimini doyasiya yasamak ve Yaz’a merhaba demek icin kacirilmaz bir firsatti.. Nasil olduysa bir anda ortaya Bozcaada fikri cikti ve tatile cikmakta hic tereddüt etmeyeceğim arkadaslarimla kendimizi planlar yaparken bulduk..

Seyahat gunu, Tekirdag yolu üzerinde yol alirken, kendimize gerçek anlamda bir guzellik yapip; Canakkale’ye Lapseki feribotuyla ulaşmak yerine, Eceabat’tan kalkan feribotu yakalamaya karar verdik.. Bahara tam anlamiyla uyanmis bir doganin görüntüleri esliginde, doyulmaz bir yolculuktu. Ayrica Eceabat feribotu daha sakindi, minikti ve kisaydi da ayni zamanda… Feribot sonrasi yine köy yollarini kullanip, Geyikli Feribot Iskelesi’ne ulasana dek doganin renklerine sahitlik etmeye devam ettik.. Toplam yol suremiz belki 1/1,5 saat kadar uzadi ancak ruhumuzu doyuran bir yolculuktu..


Yeni kesif destinasyonlarinda gidilecek yere uçaktan atilan ilk bakis, feribot ile yaklasirken gözüme ilk değen ya da araçtan indiğim ilk an hissettiklerim tatilin devami icin cok bağlayici oluyor.. Bozcaada’ya feribotla yaklasirken içime tanimsiz bir sakinlik yayilmisti.. Aslina bakarsaniz, gelecek uc gunun bu sakinlikle geçecegine inanmak cok zordu benim icin lakin hayati yavaslatmayi yurt içi tatillerinde pek gerçekleştirebildiğimi söyleyemem.. Ama ada farkliydi. Ada ic serinleticiydi. Ada yüreğimi hep sakin tuttu.

 Konaklamak icin otel deneyimi yasamadik biz. Can'im arkadasim Ahu'nun Toskana bahcelerinden kopup gelmis muhtesem evinde ve bahcesinde dinlendirdik ruhumuzu.. Her konustugunda beyninden opmek istedigim Cigdem'in de dedigi gibi; evin ve bahcenin her kosesi basli basina dogal bir enstalasyon calismasi sunuyordu adeta.. Eger ki, ada hayatini daha evvel yasamis ve sindirmis olsaydik gecelerimizi evin bahcesinde kalabalik soframiz, saraplarimiz ve essiz muhabbetlerimiz ile taclandirirdik eminim..

 

Rum mahallesi adanin elbette en cezbedici yeri kabul ediliyor.. Bir bakima da oyle ! Oncelikle, stratejik konumu nedeniyle bir cok kulturun izlerini tasiyan adaya Rum el’i değmiş olmasini minnetle karsiliyor insan.. Mimarinin sade, naif ve ozgun hali ara sokaklarda insanin salina salina ve gülümseyerek yürümesine neden oluyor.. Turk ve Rum kulturlerinin ic ice yasamis olmasinin yansimalarini izlemek gerçekten cok keyifli.. Ayrica adanin dar sokaklari hala mağazalar ile tiklim tikis bir hal almamis.. Bu yonu ile Alacati'nin -bana gore- sevimsizligine zerre benzemiyor ve ticari bakislarin otesinde bir içtenlik var tum ada esnafinin gözlerinde.. En azindan sezon disinda bu his cok cok kuvvetli hissediliyor..  






Corvus; adanin sarap üreticileri arasindaki en tanidik isim, ancak biz daha yerel tadlar pesindeyiz.. Talay Sarapcilik; geçmişten bildiğimiz ve tadim yapip gelişimini görmek istedigimiz bir başka isim.. Merkezde bulunan magazalarindan tadim yaparak değil de (2013 yilinda cikan bir kanun ile alkol tadimi ne yazik ki yasaklanmis) satis ekibi ile damak zevkimizi konuşarak bir kac sarap seçiyoruz.. Amadeus ise, sarap zevkine guvendigimiz yakin bir arkadasimizin onerdigi bir diğer isim.. Ada merkezine 10 dakika mesafede cok keyifli bir fabrikasi ve fabrika onunde de sirin bir barlari bulunuyor.. Burada bes saraplik bir tadim menusu satin almaniz mumkun.. Bu sansi kullanip, keyifli müzikler eşliğinde tadim yapiyor ve favori şarabimizi belirleyebiliyoruz ancak aradigimiz yine de bu değil ! Ahu'ya sürekli "ev sarabi bulamaz miyiz ?" sorusunu yöneltiyoruz.. O da bize; "artik yapan varsa dahi ancak kendine yapiyor, satani bulmak imkansiz" diyor, uzuluyoruz.. Ama, unutmamak lazim ki evren muthis bir enerjiye sahip ! Bizi Faruk Senten ile karsilastiriyor.. Onunla karsilasma şansimiz; ev camının onune yerleştirdiği, uzerlerinde dunya edebiyatinin önemli kalemlerinin isimleri yazili bos cicek saksilari.. Biz bu evin sahibi kimdir acaba diye dusunurken ve saksilara hayran olmuşken, Faruk Bey evinin kapisindan disari cikip bizi goruyor ve basliyoruz ayak uzeri muhabbete.. Edebiyat dunyasindan girip, saraptan cikinca, ev sarabi yaptigini öğreniyoruz ! Hadi diyor, benim kisa bir isim var. Siz de dolaşmaya devam edin ve sonra evin onunde yeniden bulusalim… Yarim saat kadar sonra Faruk Bey’in kapisi onundeki minik verandada hem beyaz şarabimizi, hem de kaliteli bir sohbeti yudumluyoruz.. Bu arada sarap da sarap yani.. Keyfimiz nasil yerinde siz duşunun..



Oradan cikip yine adayi keşfetmeye devam ediyoruz.. Alpcan’a sevinc cigliklari attiran graffitiler goruyoruz yol üzerinde. Çabasiz guzelligi ile isildayan evler, doğada gözlenmesi en keyifli ciceklerden biri olan gelincikler ve kendine has mekanlar degiyor gozumuze.. Vaktimiz bol, acelemiz yok.. Hava tam tadinda..



Yol, bizi eskiden mezbaha olarak kullanilan Salhane’ye ulastiriyor.. Mekan, gunduz cafe aksam da bar olarak hizmet veriyormus. Kayalarin arasinda ve denizin tam olarak yani basinda konumlanmis.. Hem deniz, hem de kale manzarasıyla cok sevilesi ! Insan içip icip kendini sularak bırakabilir burada :)


Ada sokaklarindan liman bolgesine dogru indigimizde, gerçekten ada içinde saklanmis bir cennet oldugunu dusundugumuz Miskin Seramik Atolyesi ile karsilasiyoruz.. Bulundugu binanin dokusunu hic bozmadan dekore edilmiş oluşu ve ferahligi ile çiçekleniyoruz adeta icinde... Sanirim bir saat kadar bir sureyi burada geçiriyoruz.. Adaya bir de sezonda gelip, duzenledikleri seramik atolyelerine katilabilmeyi diliyoruz kizlarla.. Alpico bile “Cok güzel yapilmis hepsi. Seçemiyorum anne” diyor mutlulukla…




Adanin hayran olunasi bir diğer yani da plajlarinin hala bakir kalabilmiş olmasi ve limadan dahi denize girebiliyor oluşunuz.. Her Yunan adasinda, limanin temizliğini ve suyun berrakligini görünce bizi sarmalayan, sinirle karisik “neden bizim denizlerimizde bu berraklik mumkun değil ?” sorunusu burada kesinlikle unutuyoruz.. Adanin bakir koylarindaki yasam içimizi ısıtıyor, Ayazma’nin buz otesi denizinde kendimize geliyor, gunes batimi öncesi Beylik Plajı’nda görsel bir solen yasiyoruz.. Gunes, bulutlar yüzünden deniz ile buluşamasa da, bulutlarin ardina saklanişina büyüleniyoruz.. Seneler once karaya oturmus sogan gemisi de resim karelerimizi kesinlikle daha romantik kiliyor...

Ruzgar, ada hayatinin vazgeçilmez bir parcasi.. Onsuz ada, ada değil sanki.. Gel gelelim, evren nefis bir kiyak çekiyor bize.. Ayazma’da serin sulara daldigimiz gun neredeyse esmiyor ve gunes isinlarinin bizi isitmasina izin veriyor.. D vitaminine doyuyoruz !

 



Lezzet derseniz, aklima ve de ruhuma kazidiklarimi soyle listeleyebilirim ;  

Rengigul Art & Kitchen’da son yillarin en keyifli kahvaltilarindan biriydi benim icin.. Cok mu bulunmaz ? Değil ! Ancak sanat ile ic ice dusunulmus, sergi gezerken tabaginizi ust kalite malzemelerle donattiginiz; pişili, ziyadesiyle güler yuzlu ve renkli bir kahvaltı.. Insan boylesi keyifli isletmeleri pek kolay bulamiyor o nedenle de tadina doyamiyor..



Vahit’in Yeri; Ayazma öncesi ya da sonrasi ogle yemeği icin tercih edilesi bir mekan.. Cok butik bir işletme olduğu söylenemez ancak Yunan adalarinda görmeye aliskin olduğumuz ada haritasi baskili kagit masa ortuleri, geniş zeytinyagli cesitleri ve kalabaligina rağmen hala anne patatesi kizartiyor oluslari nedeniyle NET sarip sarmalanasi ;)


Cabali Meyhane; aksam yemeği icin tercih ettiğimiz mekanlardan biri.. Kaya koruğu ve zahter mezesi ile aklima muhurledim kendilerini..



Coffee Shelter; adanin ucuncu kusak kahve fikrinden fazlasiyla nasibini almis mekani.. Evet ben pek -hatta hic- kahveci değilim ama ortami ve dekorunu sevmemek ne mumkun ?! Shelter'a girer girmez kendimizi bambaska bir doneme isinliyoruz kizlarla ve yine telassisizca tadini cikartiyoruz bulundugumuz anin.. Enfes !



Bu arada bazi mekanlarda kahvenizin yaninda gelincik likoru sunacaklar.. Bu enteresan ve ferahlatici lezzeti tatmanizi tavsiye ediyorum.. Hele ki kahvaltida recelini bulursaniz aman aman diyeyim, es gecmeyin !  ;)


Dondurmalarimizi elbette “Cicek Dondurma” dan aliyoruz.. Bu bir ada klasigiymis meger.. Lavanta, Incir ve Bal Badem’e bayiliyoruz..






Ve donuse geçmeden, Veli Dede’nin efsane kurabiyelerinden de nasipleniyoruz ! Tavsiyem kurabiyeleri orada taze taze yemeniz ve az miktarda yaniniza almaniz lakin tazeliğini kaybedince ayni lezzet etkisini almaniz pek mumkun olmuyor.. Sakizli kurabiyesi pek meşhur. Bense tereyagli olani daha bi cok seviyorum.. Mis !


Iste boyle Hayat.

Ve, icim sana cok çiçekli Bozcaada.. 
Umarim durdurulmasi neredeyse imkansiz gelisimin, büyünü korumani engellemez... 

sevgiler
lulu
x

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Anne Cocuk Tatili Vol.6 : Musee Marc Chagall ve Musee Matisse

Bu sabah daha mi heyecanliyiz ? Galiba evet..

Seyahatimizi Nice merkezli planlamamizin ana sebebi muzeler.. Listeye Musee Picasso icin enfes bir tik attiktan sonra tum heyecanimizi Chagall ve Matisse muzerine odakladik diyebilirim.. Alpico her sabah "bugun Chagall mi anne ? Matisse mi ?" diye uyandigi icin heyecan katsayisi iyice yuksek :)

Sabah erkenden evden cikip once rutin kahvaltimiz icin Cours Saleya'ya gidip bol bol meyve alisverisi yaptik.. Daha sonra da hafif bir kahvalti icin Comptoir Central Electrique'de gunumuzu aydinlattik.. (Adres : 10 Rue Bonaparte).

Karnimiz tok, keyfimiz cok yerinde basladik yurumeye ! Bugun planimiz yuruyus rekoru kirmak.. Her gun 20.000'in uzerine cikmaya alistigimiz icin Alpico citayi 30.000 olarak belirledi.. Hayirlisi :)

Marc Chagall ve Henri Matisse muzeleri Nice'in en şık semti Cimiez tepelerinde bulunuyor.. (Daha kolay anlasilmasi icin; tren gari sonrasi yukselen tepelik bolge) Gercekten uzun ve yorucu bir yuruyus olacak ama farkli mimarisi ve bol yesili ile sehrin bu bolumu beni cok mutlu edecek biliyorum.. Alpico icin de yolu keyifli hale getirecek muhabbetlerimiz, oyunlarimiz ve de meyvelerimiz mevcut.. Aslinda 15,17,20 ve 25 nolu otobusler ile Matisse muzesi onunde inmek de mumkun ama bizim icin isin guzelligi semti yuruyerek kesfetmekte !

Gercekten de keyifli basladi yuruyus.. Mozart isimli bir apartman gorduk mesela ! Bayildik.. Hemen resim cekip an'i anilarimiza muhurledik.. Sonra basladik Mozart hakkinda konusmaya.. Alpico Mozart icin "anne o bir super kahraman cunku cok guzel muzikler yapmis" dedi.. Uzerine cok gulduk :)

Yuruyus, sicaklik arttikca gercekten an be an zorladi bizi.. Henuz sabah saatleriydi ama Alpico Musee Marc Chagall'a vardigimizda cok cok yorulmustu.. Yine de hizla toparlandi ve yorgunlugunu saklayip ilgiyle muzeyi gezmeye basladi..






Musee National Marc Chagall Muzesi; resim, cizim, heykel ve vitraylari ile en kapsamli Chagall koleksiyonu kabul ediliyor. Acikcasi, benim de en sevdigim ressamlar listesinin basinda bulunuyor, lakin hayatimin rengi olan maviyi oyle buyuk bir maharetle kullaniyor ki, maviye yeniden asik oluyor ve inanilmaz yukseliyorum onun eserlerine bakarken ! Bir cok resminde mutlu bir kadin ve erkek el ele gokyuzune ucarak nefis bir izleme sunarlar insanliga... Yukselmemek ne mumkun ?!!

Chagall; Yahudi kokenli Rus-Fransiz bir ressam. Izlenimcilik akimi sonrasi gelen modern sanat hareketinin onemli temsilcilerinden biri.. Gecirdigi huzurlu ve mutlu cocukluk resimlerinde gercekten hissediliyor. Kesinlikle umut sacan bir yani var.. Ayrica hayran olunacak bir kisilige sahip olusu da onun sanatini taclandiriyor diye dusunuyorum... Mesela; zamaninda Kudus'te bir hastanenin sinagog camlarini boyamis. Alti Gun Savasi’nda hastane ciddi zarar gorunce hastaneye bir mektup yazmis ve ""Pencereler hakkinda endiselenmiyorum. Endiselendigim tek sey İsrail'in guvenligi. Israil'i rahat biraksinlar ve ben de daha guzel pencereler yapayim." demis biri.. Su nefis cumle de onun degerli kalbinden kopup gelmis; "Yaşamımızda, tipki bir ressamin paletinde olduğu gibi tek bir renk vardır ve bu renk yaşamın ve sanatın anlamıdır. Sevginin rengini kastediyorum." 

Chagall bizi fazlasiyla mutlu ediyor.. Yasarken kendi sergisini (bu denli kapsamli)
acan ilk isim oldugunu ogrendigimizde sasiriyoruz.. Bir sanatciya yasarken verilmeyen degeri ve cesitli orneklerini Alpico'ya anlatmaya calisiyorum ve sonrasinda favori olarak belirledigimiz Chagall eserinin bir kopyasini almak icin muzenin magazasina gecip gunun ilk muzesini tamamliyoruz..






Bu arada muzede Alpcan'in en cok ilgisini ceken detay, Isa'nin carmiha gerilis sahneleri.. Evet, bu Yahudi bir ressam icin sasirtici bir detay ancak Chagall, Yahudi dusmanligina karsi bir tepki olarak resimlerinde Isa ve onun carmiha gerilis sahnelerini fazlaca kullanmis bir sanatci.. Alpico'ya onun dunyasi icin oldukca ilgi cekici olan bu konu uzerine temkinli aciklamalar yapmaya calistim.. Ancak her aciklamam; "anne keske inandiklarini kotu insanlara anlatmasaydi, o zaman ona bunu yapmazlardi" cumlesine vardı.. Bu konuyu daha sonra detayli konusmak uzere kapatma karari aldik..



Son olarak muze cok keyifli bir bahce icinde bulunuyordu ve zeytin agaclarinin cevreledigi sevimli bir cafesi mevcuttu... Hem soluklanmak, hem de notlarimiza onemli bir kac bilgiyi eklemek icin cafenin tadini cikartiyoruz.. (Mesela; Paris opera binasinin tavaninda Chagall'in calismalarini gorme sansimiz varmis. Bu bilgiyi daha guvende hissettigim bir vakit Paris ve muzeler seyahati yapmak icin notlarima ekledim.)


Chagall Muzesi sonrasi, yeniden tirmanisa gecip, bakmaya doyulmayan bahcelere ve kocaman palmiye agaclarina sicak yuzunden pek ilgi gostermeyerek Villa Arene icinde bulunan Musee Matisse'e variyoruz. Alpico kosar adim benden evvel giriyor iceri.. :)

Hanry Matisse, 20.YY'in en onemli ressamlarindan biri. Nice halki icin ise, sehirden cikmis en onemli sanatci olarak kabul ediliyor.. Muze; Matisse'in Nice'te kaldigi sure icinde yaptigi eserler icin kurulmus ve ailesi acilis sonrasinda ellerinde kalan diger calismalardan da muzeye bazi eklemeler yapmis..

Matisse'in renkleri ne denli buyuk bir ustalikla kullandigini dunya gozu ile gorebilmek cok degerliydi gercekten.. Acikcasi ben de bu seyahat sonrasi Picasso ve Kandinsky ile birlikte modern sanatin en buyuk temsilcilerinden biri olarak kabul gorulmesinin nedenini cok daha iyi anlamis oldum.. Bu arada muzede Matisse'in tablolari disinda, seramik, heykel, duvar suslemeleri ve de renk paletini gormeyi de cok cok sevdik.. 



Alpcan favori ressaminin Matisse olduguna karar verdi.. Gezdigimiz muzeleri siramaya sokmak istemedi ama Matisse'in onune "Tonton Amca" ekleyerek sempatisini belli etmeyi de atlamadi.. :) Muze cikisinda yine bir magaza alisverisi yaparak hem favori eserlerimizin kopyalarini, hem de Matisse'in kullandigi tup boyalarin benzerlerini satin aldik.. Alpico'nun aklinda bir dolu eser ve benzerlerini cizmek ucusup duruyordu.. Mutluyduk. Cok.

Sevgiler
lulu
xxx

NOTCimiez'de ayrica Matisse Muzesi'nin hemen yaninda olan Cimiez Manastiri bulunuyor.. Manastirin onundeki park alani ise eski Roma donemi arkeolojik sit alani ve kucuk bir amfitiyatronun kalintilarina sahip.. 


  

8 Şubat 2017 Çarşamba

Anne Cocuk Tatili Vol.4 : Antibes ve Musee Picasso



Sehirdeki dorduncu gunumuze Cours Saleya‘dan taze meyve ve tren yolculuğu yapacagimiz için yol üzerindeki Paul Bakery’den bagetlerimizi alip Promenade du Paillon parkinda yeşilliklerin üzerinde basladik.. Gunes, henüz sabah saatlerinde gunun ne denli sicak geçeceğinin habercisi gibiydi o nedenle planlari yeniden gözden geçirip, bir kac ufak değişiklik yapip, Nice sehrinin ana tren istasyonu Gare de Nice-Ville’e dogru yol aldik..

Bugun planimiz, muhteşem Picasso’nun Antibes adresini ziyaret edip, detaylica gezmek ! Alpcan Picasso’yu az cok tanidigindan heyecan katsayisi fazlasiyla yüksek ! Hatta tren biletini aldiktan sonra “ya treni kacirirsak ?” telasina bile dustu… Benim acimdan olan heyecani ise; onu Picasso disinda farkli bir cok sanatci ile daha tanistirma imkanimin olmasi..

Nice sehrinden Antibes’e gitmek için Cannes trenlerini takip etmeniz gerekiyor.. Antibes, Cannes sehrine cok yakin. Zaten Cote d’Azur kiyi seridinde tum sehirler birbirine son derece yakin oldugundan tek bir tren ile bir cok sehri görmek mumkun oluyor.. Dolayisiyla isterseniz hizlandirilmis bir program ile bir güne iki sehri sikistirmaniz bile olasi ;)


Daha önceki seyahat sonrasi Antibes sehrini anlattigim için bu kez hic o detaylara girmiyorum lakin su an odak noktamiz kisa adi ile Pablo Picasso ve musesi.. Kisa adi diyorum lakin gerçek ismi 19 ayri kelimeden oluşuyor :)

Picasso, bildiğiniz gibi Ispanyol bir ressam ve heykeltras. Kubizm, yani nesneleri geometrik biçimlerde yansıtma sanatinin babasi olarak biliniyor.. Ben onu ressam kimliğinin disinda usta bir laf cambazi olduğu için de cok seviyorum.. Tarihe geçmiş efsane cevaplari var ! Ayrica bir cok sanatcinin aksine yasaminin sonuna dek ayni tutku ve hevesle resim, heykel ve seramik yapmaya devam etmiş ender sanatcilardan biri.. Onu besleyen duygunun ASK olduğuna hic suphem yok ! Bunu kabarik Ask defterinden kolayca anlamak mumkun.. ;)

 

Musee Picasso; Antibes sehrinin Juan-Les-Pins bölgesinde, geçmişte Monaco kraliyet ailesinin yasadigi Grimaldi Satosu’nda bulunuyor.. Picasso 1946 yilinda sevgilisi Francoise Gillot ile birlikte bu satoya yerleşmiş ve satoyu atolye olarak kullanip sayisiz eserine burada can vermis.. Picasso’nun bu satoda yasarken yapmis oldugu resim, heykel, seramik ve fotograflari disinda Nicolas de Stael, Hans Hartung ve Anna-Eva Bergman’in eserlerini bu muzede görebiliyorsunuz.. Muzenin terasi ise bambaşka bir dünyaya aciliyor lakin Germaine Richier, Joan Miro, Bernard Pages, Anne & Patrick Poirier heykellerin yadsınamaz katkısıyla Akdeniz’in bu denli keyifli ve ic acici seyrini daha once deneyimlemediğimi gercekten hatirlamiyorum.. Iste bu nedenle sehrin en önemli aktivitesi kesinlikle Musee Picasso’yu ziyaret etmek ve sanatcinin ruh haline yakınlaşmak... Picasso’nun da dediği gibi; "If you want to see the Picassos of Antibes, you must come to Antibes to see them".


Muzede Alpico’nun ilk ilgisini ceken; muze içinde eserleri sergilenen Nicolas de Stael ’in “Le Grand Concert” tablosuydu.. Ilk kez bu denli buyuk bir tuval gordugu için heyecanlanmisti.. Ama ne heyecan ! Hemen, Istanbul’a dondugunde kocaman bir tuvale resim yapmak için planlar yapmaya basladi.. Onun o tatli heyecani daima hatırlayabilmek için gizli sakli da olsa resimleme sansi bulduğum için cok mutluyum.. Bu arada tablonun bu kadar ilgisini çekmesi boyutu disinda içeriğiydi de.. Ozellikle de müzik üzerine kurgulanmis olmasi ve müzik aletlerinin boyutlarinin neredeyse gerçek boyutlarina eşdeğer olusu..

Murekkep lekeleriyle yaptigi soyut calismalarinin sergilendiği Alman (sonradan Fransiz olmuş) ressam Hans Hartung müzenin bir diğer tatli hatirasi bizim için, lakin evdeylen cok fazla resim yaptigi ve bazen karalama yaptigini dusundugum için uyardigim çocuk, Hans Hartung’un eserlerine bakarken bana sunu soyledi; “Anne sen karalama yapma diyorsun ama demekki ben karalama yapmıyormuşum” ! Alpcan bana nefis bir tokat atmisti ve o tokat benim icin cok kiymetliydi ! 

20.YY sanatinin en taninan ve de en cok sevilen ismi Picasso'nun resimleri, heykelleri, ilk kez gordugumuz ve Alpcan'in eve goturmek istedigi seramik tabaklarinin her biri bizi kendilerine hayran birakti.. Hakikaten muthis bir deneyimdi.. Alpcan'in "Deli Goz Picasso" yorumuna da hem cok gulduk, hem de dusununce bu eserleri ancak bu deli gozler yapabilirdi diye yorumladik.. Ayrica, muzenin teresina cikar cikmaz gordugu Joan Miro eserini tanimasi da benim icin nefis bir kapanis oldu. :)


Muze sonrasi kendimizi Rua Sade ve ona paralel dar sokaklara attik.. Aslinda Cours Massena’da bulunan Marche Provencal’i yani Antibes kapali pazarini ziyaret etmeyi planlamistik ama Alpico müzede uzun bir sure geçirmiş ve kucugumun akli bile yorulmuştu.. Zaten oyle actik ve hava oyle sicakti ki, onu lezzetli bir yemek sonrasi denize teslim etmek cok daha mantikli geldi.. Ilk seyahatimizde Restoran La Forge’da unutulmaz bir yemek yemiştik ama bu kez yine bir önceki seyahatte gorup aklima kazidigim Les Vieux Murs‘u tercih ettik.. Les Vieux Murs; Akdeniz manzarasina karsi konumlanmis tipik bir provence mutfagiydi.. Cok sevdik !








Antibes benim icin marinasi sayesinde cok kiymetlidir lakin ilk ziyaretimde marinanin bir kosesine çekilip, cok huzurlu bir meditasyon yapma sansi bulmuştum. O yüzden daima Cote d’Azur kiyi seridinin en havalisi değil, en huzurlu marinasi olduğunu dusunurum..  Iste yine o mutlu marina içinden geçerek, dayanilmaz hava sicakligini serinliğe çevirebilmek için kendimizi sur ile giriş yapilan ana plajına attik ve gunun kalanini plajda gecirdik… Gokyuzunu ve bulutlari bir kez daha bu sahile uzanip izlediğim ve yasadigimiz gun için sukur doluydum..

Sonrasinda Gare D’Antibes’e yuruyup, siradaki ilk Nice trenini yakalayıp, sehrimize geri donduk ! Ve elbette eve girmeden evvel Promenade du Paillon‘un su parkina ugrayip, sevincli bir kapanis yaptık..





Aksam yemeğini diğer geceler gibi Alpico’nun uykusu geldiğinde hemen eve geçiş yapabilmek icin Vieux Ville’de yedik.. Aslinda hedefimiz mahallemizin sevimli restorani Chez Juliette‘te soğan corbasi icmekti ama rezervasyon yapmadigim için burasi yerine yine eski sehirde bulunan Oliviera restoranda zeytinyagi tenekeleri arasinda bir aksam yemeği yedik.. Isterseniz zeytinyagi satin alimi da yapabildiğiniz bu keyifli restoran eski sehrin sevilenlerindenmiş meğer.. Biz de sevdik kendisini... :) (Adres : 8 Rue du Collet)

Monaco’da görüşmek uzere..

sevgiler
lulu
xxx

Serinin diger postlari icin ;

27 Ocak 2017 Cuma

Anne Cocuk Tatili Vol.5 : Monaco ve The Oceanographic Museum

Selam !

Sehirdeki dorduncu gun yine erken ve heyecanla basladi.. Bu kez planimiz Monaco sehrinde bulunan The Oceanographic Museum (Musee Oceanographiqueziyareti ile Alpico'nun sualti dunyasiyla olan tanisikligini daha ayaklari yere basan bir hale getirmek.. Oradan Monte Carlo semtine dogru yuruyup F1 pilotlarinin aglattigi yollarda lastik izlerini takip edecek ve Monte Carlo'nun unlu kumarhaneler meydaninda Cafe de Paris yaramazligi yapacagiz ! (Dondurma kokteylleri efsane !)

Sabah kahvalti rutinimizi; La Fougasserie’den baget ve kruvasan, Cours Saleya‘dan taze meyve alarak yine Nice plajinda yerine getirip, bu kez denizde hic islanmadan yolumuza koyuluyoruz... Monaco'ya tren ile gitmek otobusten cok daha hizli bir tercih o nedenle Gare de Nice Ville'e gidip sehre tren yolu ile ulasiyouz.. Daha onceki seyahatimizde bir dagin icine saklanmis Gare de Monaco Monte Carlo'dan disari ciktigim o ilk an tarifsiz bir mutluluk hissetmistim.. Hatta beni taniyanlarin "bu tam bir Lulu pozu" dedikleri ikonik pozum da kendisi olmustu.. :) O an'i yeniden yasamak nefisti..


(2013 Temmuz)

Monaco, oldukca kucuk bir yerlesim oldugundan sehir/ulke merkezini yuruyerek dolasmak yapilacak en akillica is..

Monte Carlo semtini sona birakarak sehri salina salina dolasmaya basliyoruz.. 11:55'te Prens Albert'in sarayinin onunde gerceklesecek sarah muhafizlarinin nobet degisim torenini yakalamak icin vaktin nasil gectigini anlamiyoruz bile.. Vakit yaklasinca tirmanisa geciyoruz lakin yolumuz oldukca dik.. Alpico'nun bu seromoniyi izlemesini cok istemistim o yuzden zamani tam olarak tutturmak harika oldu.. Gerci yuruyus sicak hava yuzunden bir miktar zorladi ama bol su ve Monaco marinasinin resmini cekmek icin soluklandigimiz noktalar isimizi kolaylastirdi.. Bu arada Hercules olarak bilinen Monaco limani; dogal bir koy ve Fransiz Rivierasi'nin sayisi az olan derin su limanlarindan biri.. Zaten bu nedenle Cote d'Azur kiyi seridinde gorup gorebileceginiz en buyuk yat ve cruise gemilerini (300 mt'ye kadar) Hercules Limani'nda gormeniz mumkun. 

Asker degisim toreni sonrasi kisa bir yuruyus ile once Monaco Katedrali ve sonrasinda da hedef muzemize ulasiyoruz.. 



The Oceanographic Museum; 1910 yilinda reformcu yonuyle bilinen Prens Albert tarafindan kurulmus. Akdeniz Bilim Komisyonu ve Okyanus Bilimleri Enstitusu tarafindan desteklenen bir organizasyonlari var ve amaclari halki okyanuslar hakkinda daha bilincli hale getirmek..

Muzenin, denizin yanibasinda ve bir ucurumun kenarina insa edilmis enfes bir binasi var.. Binanin tamami muze olarak hizmet veriyor ve icinde merak ettiginiz tum deniz hayvanlari hakkinda detayli bilgiler hem gorsel, hem dokunsal, hem isitsel, hem de kitabi olarak mevcut.. Cocugunuzun ilgi alanina gore hareket ederseniz elbette muze cok daha keyifli bir hale geliyor.. Bizim gezimizin bas kahramanlari; denizatlari, kaplumbagalar ve kopekbaliklari oldu.. Ayrica deniz hayvanlarinin iskeletlerine ve seneler evvelinde onlari avlamak icin kullanilan aletlere fazlasiyla hayran kaldik.. Gercekten cok cok etkileyiciydi.. Alpico da, ben de yeni ogrendigimiz bilgilerle kendimizi fazlasiyla mutlu hissederek ayrildik muzeden.... Hele ki; kucuk bir kopekbaligina dokunabilmis olmak gunumuzun en heyecanli an'i oldu..






Muzenin ilk katinda Prens Albert'in arastirma calismalari ve bir gemide insa edilen laboratuvarini gorebiliyorsunuz.. Bu gemide yapilan arastirmalarin basinda bulunan doktor Charles Richet 1913 yilinda Nobel Tıp Odulu'nu kazanmis.. Ziyaret edecekler icin bu bolum kesinlikle atlanmamali diyebilirim.. Muzenin en alt katinda bulunan akvaryum ise Akdeniz ve tropical bolgelerdeki ekosistemi anlamak icin oldukca degerli.. Muzenin sakin oldugu bir gune denk gelirseniz bu bolumden cok cok zevk alabilirsiniz.. Cati kati ise hem kaplumbagalar hem de Akdeniz manzarasi esliginde cocuk oyun alani olarak ayrilmis durumda.. Cocuklar oynarken, buyukler de cafe ya da restoranda dinlenme sansi buluyor..

Elbette kapitalist duzen bu muzede de pesinizde ! Muze cikisinda insani alisverise zorlayan oldukca şık ve davetkar bir hediyelik esya magazalari var..

Bu arada muzenin ilk muduru Kaptan Cousteau. Muzeye dair gulumsetici bir ani olarak bu bilgiyi de gitmeden evvel bilmekte fayda var..

The Oceanographic Museum, F1'in duzenlendigi hafta sonu ve xmas haricinde her gun ziyarete acik.
Nisan - Haziran 10:00/19:00
Temmuz - Agustos 09:30 / 20:00
Ocak - Mart ve Eylul - Aralik 10:00 / 18:00




Aslinda muze cikisinda ziyaret edilebilecek bir Egzotik Bahce bulunuyor ancak hava gercekten sicak ve bizim aklimiz F1 pilotlarinin izlerini takip edip dondurmamiza ulasmakta :) Bir kac keyifli resim cekip kendimizi parkin icinden limana dogru saliveriyoruz.. Liman sonrasi United Legend's Footprint yani dunyaca unlu sporculara ait ayak izlerini Alpcan'a gostermek yuruyusumuzu daha eglenceli hale getiriyor, ayrica bir Turk sporcusunun ayak izi ile karsinca da mutlu oluyor.. Sonrasi ulastigimiz sehrin ana plajinda bir mola vermek sart diye dusunmekle iyi ediyoruz lakin Alpcan'a deniz, bana bira ve patates ikilisi ilac gibi geliyor.. Kuruduktan sonra bes yasindaki yol arkadasim icin uzun, dik ve yorucu bir yuruyusle F1 yollarindan gecerek Monte Carlo casinolar bolgesine yani Place du Casino'ya ulasiyoruz.. Luks otomobiller, oteller, kumarhaneler ve etrafi goz(et)lemlemek adina insanlarin yer bulmak icin uzun siralar olusturdugu Cafe de Paris de artik karsimizda ! 2015 yili Sicilya seyahatinde Uluslararasi Ferrari toplantisina denk geldigimiz icin sayilari az olan luks arabalarin Alpico'yu cok etkiledigini soyleyemem, ancak Cafe de Paris'te hem soluklanmak hem de yaramazlik yapmak ikimizin de fazlasiyla hosuna gidiyor. ! 





Gunun sonunda Nice'e dondugumuzde az dinlenip, rezervasyonumuzu seyahat oncesi yaptigim Le Plongeoir'de aksam yemegine hazirlaniyoruz.. Sanirim sehirin en romantik adreslerinden biri diyebiliriz kendisine lakin hem manzarasi sahane, hem Chef Frederic Maillard'in menusu deneyimlemeye cok deger, hem de bu manzarayi taclandiracak Dolunay bu aksam bizi yalniz birakmayacak.

 Muthis bir deneyimdi ! 

Serinin diger postlari icin;

Vol.2 : Villafranche
Monaco sehir postu ise surada..

Sevgiler
lulu
xxx