15 Mayıs 2017 Pazartesi

Anne Cocuk Tatili Vol.6 : Musee Marc Chagall ve Musee Matisse

Bu sabah daha mi heyecanliyiz ? Galiba evet..

Seyahatimizi Nice merkezli planlamamizin ana sebebi muzeler.. Listeye Musee Picasso icin enfes bir tik attiktan sonra tum heyecanimizi Chagall ve Matisse muzerine odakladik diyebilirim.. Alpico her sabah "bugun Chagall mi anne ? Matisse mi ?" diye uyandigi icin heyecan katsayisi iyice yuksek :)

Sabah erkenden evden cikip once rutin kahvaltimiz icin Cours Saleya'ya gidip bol bol meyve alisverisi yaptik.. Daha sonra da hafif bir kahvalti icin Comptoir Central Electrique'de gunumuzu aydinlattik.. (Adres : 10 Rue Bonaparte).

Karnimiz tok, keyfimiz cok yerinde basladik yurumeye ! Bugun planimiz yuruyus rekoru kirmak.. Her gun 20.000'in uzerine cikmaya alistigimiz icin Alpico citayi 30.000 olarak belirledi.. Hayirlisi :)

Marc Chagall ve Henri Matisse muzeleri Nice'in en şık semti Cimiez tepelerinde bulunuyor.. (Daha kolay anlasilmasi icin; tren gari sonrasi yukselen tepelik bolge) Gercekten uzun ve yorucu bir yuruyus olacak ama farkli mimarisi ve bol yesili ile sehrin bu bolumu beni cok mutlu edecek biliyorum.. Alpico icin de yolu keyifli hale getirecek muhabbetlerimiz, oyunlarimiz ve de meyvelerimiz mevcut.. Aslinda 15,17,20 ve 25 nolu otobusler ile Matisse muzesi onunde inmek de mumkun ama bizim icin isin guzelligi semti yuruyerek kesfetmekte !

Gercekten de keyifli basladi yuruyus.. Mozart isimli bir apartman gorduk mesela ! Bayildik.. Hemen resim cekip an'i anilarimiza muhurledik.. Sonra basladik Mozart hakkinda konusmaya.. Alpico Mozart icin "anne o bir super kahraman cunku cok guzel muzikler yapmis" dedi.. Uzerine cok gulduk :)

Yuruyus, sicaklik arttikca gercekten an be an zorladi bizi.. Henuz sabah saatleriydi ama Alpico Musee Marc Chagall'a vardigimizda cok cok yorulmustu.. Yine de hizla toparlandi ve yorgunlugunu saklayip ilgiyle muzeyi gezmeye basladi..






Musee National Marc Chagall Muzesi; resim, cizim, heykel ve vitraylari ile en kapsamli Chagall koleksiyonu kabul ediliyor. Acikcasi, benim de en sevdigim ressamlar listesinin basinda bulunuyor, lakin hayatimin rengi olan maviyi oyle buyuk bir maharetle kullaniyor ki, maviye yeniden asik oluyor ve inanilmaz yukseliyorum onun eserlerine bakarken ! Bir cok resminde mutlu bir kadin ve erkek el ele gokyuzune ucarak nefis bir izleme sunarlar insanliga... Yukselmemek ne mumkun ?!!

Chagall; Yahudi kokenli Rus-Fransiz bir ressam. Izlenimcilik akimi sonrasi gelen modern sanat hareketinin onemli temsilcilerinden biri.. Gecirdigi huzurlu ve mutlu cocukluk resimlerinde gercekten hissediliyor. Kesinlikle umut sacan bir yani var.. Ayrica hayran olunacak bir kisilige sahip olusu da onun sanatini taclandiriyor diye dusunuyorum... Mesela; zamaninda Kudus'te bir hastanenin sinagog camlarini boyamis. Alti Gun Savasi’nda hastane ciddi zarar gorunce hastaneye bir mektup yazmis ve ""Pencereler hakkinda endiselenmiyorum. Endiselendigim tek sey İsrail'in guvenligi. Israil'i rahat biraksinlar ve ben de daha guzel pencereler yapayim." demis biri.. Su nefis cumle de onun degerli kalbinden kopup gelmis; "Yaşamımızda, tipki bir ressamin paletinde olduğu gibi tek bir renk vardır ve bu renk yaşamın ve sanatın anlamıdır. Sevginin rengini kastediyorum." 

Chagall bizi fazlasiyla mutlu ediyor.. Yasarken kendi sergisini (bu denli kapsamli)
acan ilk isim oldugunu ogrendigimizde sasiriyoruz.. Bir sanatciya yasarken verilmeyen degeri ve cesitli orneklerini Alpico'ya anlatmaya calisiyorum ve sonrasinda favori olarak belirledigimiz Chagall eserinin bir kopyasini almak icin muzenin magazasina gecip gunun ilk muzesini tamamliyoruz..






Bu arada muzede Alpcan'in en cok ilgisini ceken detay, Isa'nin carmiha gerilis sahneleri.. Evet, bu Yahudi bir ressam icin sasirtici bir detay ancak Chagall, Yahudi dusmanligina karsi bir tepki olarak resimlerinde Isa ve onun carmiha gerilis sahnelerini fazlaca kullanmis bir sanatci.. Alpico'ya onun dunyasi icin oldukca ilgi cekici olan bu konu uzerine temkinli aciklamalar yapmaya calistim.. Ancak her aciklamam; "anne keske inandiklarini kotu insanlara anlatmasaydi, o zaman ona bunu yapmazlardi" cumlesine vardı.. Bu konuyu daha sonra detayli konusmak uzere kapatma karari aldik..



Son olarak muze cok keyifli bir bahce icinde bulunuyordu ve zeytin agaclarinin cevreledigi sevimli bir cafesi mevcuttu... Hem soluklanmak, hem de notlarimiza onemli bir kac bilgiyi eklemek icin cafenin tadini cikartiyoruz.. (Mesela; Paris opera binasinin tavaninda Chagall'in calismalarini gorme sansimiz varmis. Bu bilgiyi daha guvende hissettigim bir vakit Paris ve muzeler seyahati yapmak icin notlarima ekledim.)


Chagall Muzesi sonrasi, yeniden tirmanisa gecip, bakmaya doyulmayan bahcelere ve kocaman palmiye agaclarina sicak yuzunden pek ilgi gostermeyerek Villa Arene icinde bulunan Musee Matisse'e variyoruz. Alpico kosar adim benden evvel giriyor iceri.. :)

Hanry Matisse, 20.YY'in en onemli ressamlarindan biri. Nice halki icin ise, sehirden cikmis en onemli sanatci olarak kabul ediliyor.. Muze; Matisse'in Nice'te kaldigi sure icinde yaptigi eserler icin kurulmus ve ailesi acilis sonrasinda ellerinde kalan diger calismalardan da muzeye bazi eklemeler yapmis..

Matisse'in renkleri ne denli buyuk bir ustalikla kullandigini dunya gozu ile gorebilmek cok degerliydi gercekten.. Acikcasi ben de bu seyahat sonrasi Picasso ve Kandinsky ile birlikte modern sanatin en buyuk temsilcilerinden biri olarak kabul gorulmesinin nedenini cok daha iyi anlamis oldum.. Bu arada muzede Matisse'in tablolari disinda, seramik, heykel, duvar suslemeleri ve de renk paletini gormeyi de cok cok sevdik.. 



Alpcan favori ressaminin Matisse olduguna karar verdi.. Gezdigimiz muzeleri siramaya sokmak istemedi ama Matisse'in onune "Tonton Amca" ekleyerek sempatisini belli etmeyi de atlamadi.. :) Muze cikisinda yine bir magaza alisverisi yaparak hem favori eserlerimizin kopyalarini, hem de Matisse'in kullandigi tup boyalarin benzerlerini satin aldik.. Alpico'nun aklinda bir dolu eser ve benzerlerini cizmek ucusup duruyordu.. Mutluyduk. Cok.

Sevgiler
lulu
xxx

NOTCimiez'de ayrica Matisse Muzesi'nin hemen yaninda olan Cimiez Manastiri bulunuyor.. Manastirin onundeki park alani ise eski Roma donemi arkeolojik sit alani ve kucuk bir amfitiyatronun kalintilarina sahip.. 


  

8 Şubat 2017 Çarşamba

Anne Cocuk Tatili Vol.4 : Antibes ve Musee Picasso



Sehirdeki dorduncu gunumuze Cours Saleya‘dan taze meyve ve tren yolculuğu yapacagimiz için yol üzerindeki Paul Bakery’den bagetlerimizi alip Promenade du Paillon parkinda yeşilliklerin üzerinde basladik.. Gunes, henüz sabah saatlerinde gunun ne denli sicak geçeceğinin habercisi gibiydi o nedenle planlari yeniden gözden geçirip, bir kac ufak değişiklik yapip, Nice sehrinin ana tren istasyonu Gare de Nice-Ville’e dogru yol aldik..

Bugun planimiz, muhteşem Picasso’nun Antibes adresini ziyaret edip, detaylica gezmek ! Alpcan Picasso’yu az cok tanidigindan heyecan katsayisi fazlasiyla yüksek ! Hatta tren biletini aldiktan sonra “ya treni kacirirsak ?” telasina bile dustu… Benim acimdan olan heyecani ise; onu Picasso disinda farkli bir cok sanatci ile daha tanistirma imkanimin olmasi..

Nice sehrinden Antibes’e gitmek için Cannes trenlerini takip etmeniz gerekiyor.. Antibes, Cannes sehrine cok yakin. Zaten Cote d’Azur kiyi seridinde tum sehirler birbirine son derece yakin oldugundan tek bir tren ile bir cok sehri görmek mumkun oluyor.. Dolayisiyla isterseniz hizlandirilmis bir program ile bir güne iki sehri sikistirmaniz bile olasi ;)


Daha önceki seyahat sonrasi Antibes sehrini anlattigim için bu kez hic o detaylara girmiyorum lakin su an odak noktamiz kisa adi ile Pablo Picasso ve musesi.. Kisa adi diyorum lakin gerçek ismi 19 ayri kelimeden oluşuyor :)

Picasso, bildiğiniz gibi Ispanyol bir ressam ve heykeltras. Kubizm, yani nesneleri geometrik biçimlerde yansıtma sanatinin babasi olarak biliniyor.. Ben onu ressam kimliğinin disinda usta bir laf cambazi olduğu için de cok seviyorum.. Tarihe geçmiş efsane cevaplari var ! Ayrica bir cok sanatcinin aksine yasaminin sonuna dek ayni tutku ve hevesle resim, heykel ve seramik yapmaya devam etmiş ender sanatcilardan biri.. Onu besleyen duygunun ASK olduğuna hic suphem yok ! Bunu kabarik Ask defterinden kolayca anlamak mumkun.. ;)

 

Musee Picasso; Antibes sehrinin Juan-Les-Pins bölgesinde, geçmişte Monaco kraliyet ailesinin yasadigi Grimaldi Satosu’nda bulunuyor.. Picasso 1946 yilinda sevgilisi Francoise Gillot ile birlikte bu satoya yerleşmiş ve satoyu atolye olarak kullanip sayisiz eserine burada can vermis.. Picasso’nun bu satoda yasarken yapmis oldugu resim, heykel, seramik ve fotograflari disinda Nicolas de Stael, Hans Hartung ve Anna-Eva Bergman’in eserlerini bu muzede görebiliyorsunuz.. Muzenin terasi ise bambaşka bir dünyaya aciliyor lakin Germaine Richier, Joan Miro, Bernard Pages, Anne & Patrick Poirier heykellerin yadsınamaz katkısıyla Akdeniz’in bu denli keyifli ve ic acici seyrini daha once deneyimlemediğimi gercekten hatirlamiyorum.. Iste bu nedenle sehrin en önemli aktivitesi kesinlikle Musee Picasso’yu ziyaret etmek ve sanatcinin ruh haline yakınlaşmak... Picasso’nun da dediği gibi; "If you want to see the Picassos of Antibes, you must come to Antibes to see them".


Muzede Alpico’nun ilk ilgisini ceken; muze içinde eserleri sergilenen Nicolas de Stael ’in “Le Grand Concert” tablosuydu.. Ilk kez bu denli buyuk bir tuval gordugu için heyecanlanmisti.. Ama ne heyecan ! Hemen, Istanbul’a dondugunde kocaman bir tuvale resim yapmak için planlar yapmaya basladi.. Onun o tatli heyecani daima hatırlayabilmek için gizli sakli da olsa resimleme sansi bulduğum için cok mutluyum.. Bu arada tablonun bu kadar ilgisini çekmesi boyutu disinda içeriğiydi de.. Ozellikle de müzik üzerine kurgulanmis olmasi ve müzik aletlerinin boyutlarinin neredeyse gerçek boyutlarina eşdeğer olusu..

Murekkep lekeleriyle yaptigi soyut calismalarinin sergilendiği Alman (sonradan Fransiz olmuş) ressam Hans Hartung müzenin bir diğer tatli hatirasi bizim için, lakin evdeylen cok fazla resim yaptigi ve bazen karalama yaptigini dusundugum için uyardigim çocuk, Hans Hartung’un eserlerine bakarken bana sunu soyledi; “Anne sen karalama yapma diyorsun ama demekki ben karalama yapmıyormuşum” ! Alpcan bana nefis bir tokat atmisti ve o tokat benim icin cok kiymetliydi ! 

20.YY sanatinin en taninan ve de en cok sevilen ismi Picasso'nun resimleri, heykelleri, ilk kez gordugumuz ve Alpcan'in eve goturmek istedigi seramik tabaklarinin her biri bizi kendilerine hayran birakti.. Hakikaten muthis bir deneyimdi.. Alpcan'in "Deli Goz Picasso" yorumuna da hem cok gulduk, hem de dusununce bu eserleri ancak bu deli gozler yapabilirdi diye yorumladik.. Ayrica, muzenin teresina cikar cikmaz gordugu Joan Miro eserini tanimasi da benim icin nefis bir kapanis oldu. :)


Muze sonrasi kendimizi Rua Sade ve ona paralel dar sokaklara attik.. Aslinda Cours Massena’da bulunan Marche Provencal’i yani Antibes kapali pazarini ziyaret etmeyi planlamistik ama Alpico müzede uzun bir sure geçirmiş ve kucugumun akli bile yorulmuştu.. Zaten oyle actik ve hava oyle sicakti ki, onu lezzetli bir yemek sonrasi denize teslim etmek cok daha mantikli geldi.. Ilk seyahatimizde Restoran La Forge’da unutulmaz bir yemek yemiştik ama bu kez yine bir önceki seyahatte gorup aklima kazidigim Les Vieux Murs‘u tercih ettik.. Les Vieux Murs; Akdeniz manzarasina karsi konumlanmis tipik bir provence mutfagiydi.. Cok sevdik !








Antibes benim icin marinasi sayesinde cok kiymetlidir lakin ilk ziyaretimde marinanin bir kosesine çekilip, cok huzurlu bir meditasyon yapma sansi bulmuştum. O yüzden daima Cote d’Azur kiyi seridinin en havalisi değil, en huzurlu marinasi olduğunu dusunurum..  Iste yine o mutlu marina içinden geçerek, dayanilmaz hava sicakligini serinliğe çevirebilmek için kendimizi sur ile giriş yapilan ana plajına attik ve gunun kalanini plajda gecirdik… Gokyuzunu ve bulutlari bir kez daha bu sahile uzanip izlediğim ve yasadigimiz gun için sukur doluydum..

Sonrasinda Gare D’Antibes’e yuruyup, siradaki ilk Nice trenini yakalayıp, sehrimize geri donduk ! Ve elbette eve girmeden evvel Promenade du Paillon‘un su parkina ugrayip, sevincli bir kapanis yaptık..





Aksam yemeğini diğer geceler gibi Alpico’nun uykusu geldiğinde hemen eve geçiş yapabilmek icin Vieux Ville’de yedik.. Aslinda hedefimiz mahallemizin sevimli restorani Chez Juliette‘te soğan corbasi icmekti ama rezervasyon yapmadigim için burasi yerine yine eski sehirde bulunan Oliviera restoranda zeytinyagi tenekeleri arasinda bir aksam yemeği yedik.. Isterseniz zeytinyagi satin alimi da yapabildiğiniz bu keyifli restoran eski sehrin sevilenlerindenmiş meğer.. Biz de sevdik kendisini... :) (Adres : 8 Rue du Collet)

Monaco’da görüşmek uzere..

sevgiler
lulu
xxx

Serinin diger postlari icin ;

27 Ocak 2017 Cuma

Anne Cocuk Tatili Vol.5 : Monaco ve The Oceanographic Museum

Selam !

Sehirdeki dorduncu gun yine erken ve heyecanla basladi.. Bu kez planimiz Monaco sehrinde bulunan The Oceanographic Museum (Musee Oceanographiqueziyareti ile Alpico'nun sualti dunyasiyla olan tanisikligini daha ayaklari yere basan bir hale getirmek.. Oradan Monte Carlo semtine dogru yuruyup F1 pilotlarinin aglattigi yollarda lastik izlerini takip edecek ve Monte Carlo'nun unlu kumarhaneler meydaninda Cafe de Paris yaramazligi yapacagiz ! (Dondurma kokteylleri efsane !)

Sabah kahvalti rutinimizi; La Fougasserie’den baget ve kruvasan, Cours Saleya‘dan taze meyve alarak yine Nice plajinda yerine getirip, bu kez denizde hic islanmadan yolumuza koyuluyoruz... Monaco'ya tren ile gitmek otobusten cok daha hizli bir tercih o nedenle Gare de Nice Ville'e gidip sehre tren yolu ile ulasiyouz.. Daha onceki seyahatimizde bir dagin icine saklanmis Gare de Monaco Monte Carlo'dan disari ciktigim o ilk an tarifsiz bir mutluluk hissetmistim.. Hatta beni taniyanlarin "bu tam bir Lulu pozu" dedikleri ikonik pozum da kendisi olmustu.. :) O an'i yeniden yasamak nefisti..


(2013 Temmuz)

Monaco, oldukca kucuk bir yerlesim oldugundan sehir/ulke merkezini yuruyerek dolasmak yapilacak en akillica is..

Monte Carlo semtini sona birakarak sehri salina salina dolasmaya basliyoruz.. 11:55'te Prens Albert'in sarayinin onunde gerceklesecek sarah muhafizlarinin nobet degisim torenini yakalamak icin vaktin nasil gectigini anlamiyoruz bile.. Vakit yaklasinca tirmanisa geciyoruz lakin yolumuz oldukca dik.. Alpico'nun bu seromoniyi izlemesini cok istemistim o yuzden zamani tam olarak tutturmak harika oldu.. Gerci yuruyus sicak hava yuzunden bir miktar zorladi ama bol su ve Monaco marinasinin resmini cekmek icin soluklandigimiz noktalar isimizi kolaylastirdi.. Bu arada Hercules olarak bilinen Monaco limani; dogal bir koy ve Fransiz Rivierasi'nin sayisi az olan derin su limanlarindan biri.. Zaten bu nedenle Cote d'Azur kiyi seridinde gorup gorebileceginiz en buyuk yat ve cruise gemilerini (300 mt'ye kadar) Hercules Limani'nda gormeniz mumkun. 

Asker degisim toreni sonrasi kisa bir yuruyus ile once Monaco Katedrali ve sonrasinda da hedef muzemize ulasiyoruz.. 



The Oceanographic Museum; 1910 yilinda reformcu yonuyle bilinen Prens Albert tarafindan kurulmus. Akdeniz Bilim Komisyonu ve Okyanus Bilimleri Enstitusu tarafindan desteklenen bir organizasyonlari var ve amaclari halki okyanuslar hakkinda daha bilincli hale getirmek..

Muzenin, denizin yanibasinda ve bir ucurumun kenarina insa edilmis enfes bir binasi var.. Binanin tamami muze olarak hizmet veriyor ve icinde merak ettiginiz tum deniz hayvanlari hakkinda detayli bilgiler hem gorsel, hem dokunsal, hem isitsel, hem de kitabi olarak mevcut.. Cocugunuzun ilgi alanina gore hareket ederseniz elbette muze cok daha keyifli bir hale geliyor.. Bizim gezimizin bas kahramanlari; denizatlari, kaplumbagalar ve kopekbaliklari oldu.. Ayrica deniz hayvanlarinin iskeletlerine ve seneler evvelinde onlari avlamak icin kullanilan aletlere fazlasiyla hayran kaldik.. Gercekten cok cok etkileyiciydi.. Alpico da, ben de yeni ogrendigimiz bilgilerle kendimizi fazlasiyla mutlu hissederek ayrildik muzeden.... Hele ki; kucuk bir kopekbaligina dokunabilmis olmak gunumuzun en heyecanli an'i oldu..






Muzenin ilk katinda Prens Albert'in arastirma calismalari ve bir gemide insa edilen laboratuvarini gorebiliyorsunuz.. Bu gemide yapilan arastirmalarin basinda bulunan doktor Charles Richet 1913 yilinda Nobel Tıp Odulu'nu kazanmis.. Ziyaret edecekler icin bu bolum kesinlikle atlanmamali diyebilirim.. Muzenin en alt katinda bulunan akvaryum ise Akdeniz ve tropical bolgelerdeki ekosistemi anlamak icin oldukca degerli.. Muzenin sakin oldugu bir gune denk gelirseniz bu bolumden cok cok zevk alabilirsiniz.. Cati kati ise hem kaplumbagalar hem de Akdeniz manzarasi esliginde cocuk oyun alani olarak ayrilmis durumda.. Cocuklar oynarken, buyukler de cafe ya da restoranda dinlenme sansi buluyor..

Elbette kapitalist duzen bu muzede de pesinizde ! Muze cikisinda insani alisverise zorlayan oldukca şık ve davetkar bir hediyelik esya magazalari var..

Bu arada muzenin ilk muduru Kaptan Cousteau. Muzeye dair gulumsetici bir ani olarak bu bilgiyi de gitmeden evvel bilmekte fayda var..

The Oceanographic Museum, F1'in duzenlendigi hafta sonu ve xmas haricinde her gun ziyarete acik.
Nisan - Haziran 10:00/19:00
Temmuz - Agustos 09:30 / 20:00
Ocak - Mart ve Eylul - Aralik 10:00 / 18:00




Aslinda muze cikisinda ziyaret edilebilecek bir Egzotik Bahce bulunuyor ancak hava gercekten sicak ve bizim aklimiz F1 pilotlarinin izlerini takip edip dondurmamiza ulasmakta :) Bir kac keyifli resim cekip kendimizi parkin icinden limana dogru saliveriyoruz.. Liman sonrasi United Legend's Footprint yani dunyaca unlu sporculara ait ayak izlerini Alpcan'a gostermek yuruyusumuzu daha eglenceli hale getiriyor, ayrica bir Turk sporcusunun ayak izi ile karsinca da mutlu oluyor.. Sonrasi ulastigimiz sehrin ana plajinda bir mola vermek sart diye dusunmekle iyi ediyoruz lakin Alpcan'a deniz, bana bira ve patates ikilisi ilac gibi geliyor.. Kuruduktan sonra bes yasindaki yol arkadasim icin uzun, dik ve yorucu bir yuruyusle F1 yollarindan gecerek Monte Carlo casinolar bolgesine yani Place du Casino'ya ulasiyoruz.. Luks otomobiller, oteller, kumarhaneler ve etrafi goz(et)lemlemek adina insanlarin yer bulmak icin uzun siralar olusturdugu Cafe de Paris de artik karsimizda ! 2015 yili Sicilya seyahatinde Uluslararasi Ferrari toplantisina denk geldigimiz icin sayilari az olan luks arabalarin Alpico'yu cok etkiledigini soyleyemem, ancak Cafe de Paris'te hem soluklanmak hem de yaramazlik yapmak ikimizin de fazlasiyla hosuna gidiyor. ! 





Gunun sonunda Nice'e dondugumuzde az dinlenip, rezervasyonumuzu seyahat oncesi yaptigim Le Plongeoir'de aksam yemegine hazirlaniyoruz.. Sanirim sehirin en romantik adreslerinden biri diyebiliriz kendisine lakin hem manzarasi sahane, hem Chef Frederic Maillard'in menusu deneyimlemeye cok deger, hem de bu manzarayi taclandiracak Dolunay bu aksam bizi yalniz birakmayacak.

 Muthis bir deneyimdi ! 

Serinin diger postlari icin;

Vol.2 : Villafranche
Monaco sehir postu ise surada..

Sevgiler
lulu
xxx

19 Ocak 2017 Perşembe

Anne Cocuk Tatili Vol.3 : Eze Village

Seyahatin ilk ve ikinci postu geride kaldi, sira uc numaranin !

Sehirdeki ucuncu gunumuze yine heyecanla uyandik.. Sabah kahvalti rutinimizi La Fougasserie’den baget ve kruvasan, Cours Saleya‘dan taze meyve alarak Promenade de Anglais uzerinde bulunan ikonik mavi banklarda yerine getirip, Linges D’azur’un 82 numarali otobusu ile Eze Village (doğru telaffuzu ile Ez Vilaj)’a dogru yola ciktik..



Eze, seyahat hayatim içinde “evet ben burada yaslanirim” dediğim yegane yer ! Bir ortacag kasabasi ve bulunduğu rakim nedeniyle Cote d’Azur kiyi seridinin oksijen merkezi sayiliyor.. Saka degil, gercekten hayatimin bir bolumunde, ozellikle de yasliligimda bu kasabada yasamayi cok istiyorum..

Kasabaya girer girmez, Eze'in yazmak, okumak ve meditasyon yapmak icin ne kadar huzurlu bir ortami oldugunu yeniden hatirladim.. O yuzden de, bir kayalık üzerine kurulmuş olan kasabada, surlarin merdivenlerini inip cikarken sürekli ayaklarimin agriyacagina emin olsam da bu aciya razi olabilirim diye dusundum.. Kasabanin cok sirin lokal restoranlari, minik degil minnak denecek sirinlikte cafeleri ve her gun gitsem bikmayacagim bir plaj işletmesi de bulunuyor.. Patti Smith’in her gun gittiği kahve dukkani gibi ben de bu işletmeye gidip, her gun ayni koseye siginabilirim… Ayrica deniz her daim yani basinda ! Ister kusbakisi bak, ister yanibasina in, ister mutlulugunu içindeyken yasa... Yasliligimda hayattan beklediğimi Eze bana net verir diye düşünüyorum.. :)

Hayaller bir yanda dursun..

Eze, deniz seviyesinden yaklasik 450 mt yukarida bulunduğu için kendisine “kartal yuvasi” diye bir yakistirma yapilmis.. Bense kasabayi Tanri’nin insanlik icin gokyuzunden indirdigi bir hediye olarak dusunuyorum.. Hakikaten nadide bir guzelligi var.. Size Eze'de gorulecek yerleri sıralamak yerine sokaklarinda sakince dolasin, manzarasinin tadini cikartin diyebilirim.. Bunun icin en iyi yol; yorucu ama ruha heyecan bir yuruyus sonrasi ulasacaginiz ve kasabanin en tepe noktasinda bulunan Jardin Exotique bahçeleri ziyareti… Bahce; nadide bitki türlerini ve envai cesit kaktusu taniyip, sonrasinda bir tas üzerine yerleşip, havanin sicakligina aldırmadan dakikalarca etrafi seyre dalacaginiz bir güzellige sahip.. Ayrica Jean-Philippe Richard ellerinden cikmis ve “Yeryuzunun Tanricalari” olarak adlandirilmis heykellerle de sizi kendine hayran birakiyor.. Ozellikle Eze’in korfez manzarasına karsi durmus ve tanrica Isis’e adanmis olan heykel muhtesem ! Alpcan ile havanin muthis sicagina rağmen bitkilere de, heykellere de, manzaraya da kayitsiz kalamiyoruz. Bol bol da fotoğraf çekip eğleniyoruz.. :)





Bu arada Jardin Exotique bahçelerine girmeden hemen sag yaninizda Deli Salads Bar & Olive Oils Shop bulunuyor.. Minik ama huzur kokan bir mekan.. Alpico ile uzun ve yorucu bir tirmanis sonrasi meyve suyu içerek enerji depoladigimiz bu mekani gerçekten cok sevdik ! Biz henüz acikmadigimiz için salatalarini tatma sansimiz olmadi ama sizin aklinizda bulunsun ki birer efsane olduklari söyleniyor.. Bir de surlara doğru yol alirken kasaba meydanina yakin 1 Avenue du Jardin Exotique adresinde Le Pinocchio isimli bir provans mutfagini not almisim.. Ozellikle de limonatalarini.. 

Eger hem soluklanip, hem de manzara esliginde atistiralim isterseniz, bir ortacag satosundan otele donusturulmus Chateau Eza’nin cafe ya da restoran kismi keyifli bir tercih olabilir.. Yemek için başka bir planimiz olmasaydi ogle yemeğimizi sanirim burada alirdik.. (Onemli bir not; Chateau Eza’ya gitmeden evvel yemek rezervasyonu mutlaka yapilmali.. Cafe kismi ise rezervasyonsuz calisiyor)

Citayi daha da yükseltmek isteyenler için ise; Hotel Cherved’Or enfes bir tercih diyebilirim. Hic suphesiz ki; sevdiginiz ile birlikte sampanya esliginde essiz bir ani olacaktır.. Biz bu tavsiyeleri yerine getirmedik lakin yasayacagimiz Nietzsche deneyimi bizim icin yemekten cok daha önemliydi ve ayrica da yolun sonunda ulasacagimiz enfes bir restoran bizi bekliyordu..

Eze’in bu kadar huzurlu bir yer olmasi elbette bu dunyadan gecmis önemli sanatcilarin da gözünden kacmamis.. Unlu yönetmen Alfred Hitchcock “To Catch a Thief” filmini kasabada cekilmis mesela.. Romantik bir gerilim için nefis bir tercih olduğunu zaten kasabayi dolastiginizda hemen anlıyorsunuz.. Bir diğer unlu kasaba sakini ise Nietzsche ! Yazar ve dusunur Nietzsche, hayatinin bir bolumunu Eze’de gecirmis hatta “Boyle Buyurdu Zerdust” kitabinin bir bolumunu bu köyde yasadigi sirada yazmis.. Kasaba'da yazarin ismine adanmis bir de yol bulunuyor lakin Nietzsche yazilarini bu yol uzerindeki bazi dinlenme noktalarinda kaleme almis.. Zaten bizim Eze kasabasini asil ziyaret edişimizin nedeni de bu yol ! Alpico'yu dünyadan geçmiş bu müthiş beyin ile ismen dahi olsa tanistirmak ve onun izlerini takip ederek deniz kıyısına ulasirken, kendi hayatimiz için de unutulmaz bir macera yasayabilmek !

Kasabanin ana meydanindan surlara doğru cikarken Hotel Cherved’Or’un sol yaninda kalan minik bir patika yol göreceksiniz.. Yolun girişinde “CHEMIN Frederic NIETZSCHE” yazili bir levha var ve isaret ettigi yol sizi zigzaglar çizerek Eze Sur Mer’e yani Eze’in sahiline ulastiriyor.. Yaklasik 1,5 saat suren yol, zorlu ve kesinlikle yorucu bir parkur ancak yeryüzünde saklanmis bir cennet parcasi olduğu bir gerçek !

Bu patika yoldan yürürken hem Akdeniz bitki ortusunu keşfediyor, hem de yazarin ilham noktalari gorup kendinizi o zamanlara isinlayabiliyorsunuz.. Acikcasi bizim için cok zorlayici bir seruvendi.. Zaman zaman issizligindan korkup, zaman zaman devam edemeyeceğimizi dahi dusuduk, ancak daglarin arasindan siyrilip denizi görmeye basladigimizda, enerjimizi ulasacagimiz noktaya odaklayarak guc bulduğumuzu söyleyebilirim.. Ayrica bir oğlak erkeğinin en belirgin ozelliklerden birini bu tecrübe ile yasayarak ogrendigim için de cok mutluyum.. Alpcan “Nietzsche’s footpath” noktalari disinda kesinlikle soluklanmadan parkuru tamamladı.. Ve sahile ulastiginda yasadigi “bir isi basarmis olma” mutluluğunu saniyorum ki size tarif edebilmem mumkun değil.




Eze Sur Mer’de, gecirdiğimiz saatlere doyamadigimiz Anjuna Beach isminde bir plaj işletmesi bulunuyor.. Sahile indigimizde ilk once 2013 yili ziyaretinde cektigim fotograflardan en sevdigimi ayni noktadan yeniden cekip, Anjuna Beach'e dogru yol aldik.. Gunun geri kalanini; meyve kokteyllerimiz eşliğinde keyif yaparak, zaman zaman sekerlemelerle kendimizi dinlendirerek, Eze'nin sakin denizinde yuzerek ve de restoraninda muazzam bir gec ogle yemeği yiyerek geçirdik..  O gun işletme oldukça kalabalikti ve ogle yemeği servis edilen masalara canli müzik eşlik ediyordu.. Coskulu, lezzetli, Alpcan’in sanatcilarla sevimli diyaloglar kurduğu ve enfes bir deneyimin neden olduğu yorgunluğumuzu attigimiz unutulmaz bir gundu… Isletmeyi hic düşünmeden herkese önerebilirim.. (NOT : Fransa'da ozellikle de Cote d'Azur kiyi seridinde genel olarak plaj işletmeleri hem kalite, hem de fiyat olarak Avrupa ortalamasinin üzerindedir.. Anjuna’da fiyat politikasi bu ortalamanin da bir parca uzerinde diyebilirim..  Ve bir de yaz sezonunda mutlaka rezervasyon yaptırmanizi tavsiye ederim..)




Dar tas yollari, surlarin içinden enfes manzaralara acilan pencereleri, sanat atölyeleri, galerileri ve minik restoran cafeleri ile Eze; bunyede buyuk haz birakan, huzurlu bir kasaba.. Seyrine doyum olmaz manzarasi yazimin basinda da dediğim gibi insanliga Tanri’nin bir hediyesi olduğunu hissettiriyor.. Belki de oraya vardiginizda yapmaniz gereken tek sey; gözlerinizi kapamak ve huzurun sesine kulak vermektir..








Cocuklar enfes varliklar !

Bu mutlu gunun sonunda Alpico ve ben inanilmaz yorgunduk ama buna ragmen Eze’den tren ile Nice'e vardigimizda once Promenade du Paillon parkina uğradık.. Alpcan’in sularda gösterdiği performans sasirticiydi.. O yüzden de sulardan cok onu ve mutluluktan delirmis olan tum diğer cocuklarin enerjisini seyredaldim diyebilirim..

Evimize varip, biraz dinlenip hazirlandiktan sonra yine kosarak eski sehrin bir diğer unlu dondurmacisi Fenocchio'dan dondurma alip, üzerini Les Gourmandises d’Angéa‘dan aldigimiz makaronlarla süsledik.. Biraz sahilde, biraz eski sehrin dar sokaklarinda dolandiktan sonra dinlenmeye çoktan hazirdik ve saniyorum ki; ikimizin de gozleri henüz basimiz yastığa değmeden kapanmisti..


Antibes güzelinde görüşmek uzere.. ;)

sevgiler
lulu
xxx